İNSAN ve SANAT
Gjeraqina Ukshini - 2 Mart 2015 Pazartesi

İNSAN VE SANAT

 

İnsanlığın kaderi, yaşamın çeşitli koşulları altında hiç bitip tükenmeden ve kesintiye uğramaksızın yüz yıllar boyunca oluşan binlerce farklı kültürü miras bırakmıştır. İfade etmeye olan ihtiyaç hiç değişmemiş, onun yöntem ve şekilleri ise zaman ve koşullara göre şekillenmiştir. İnsanlık, kendi bilincinin ilk parıltılarından itibaren yüz yıllar boyunca, milyonlarca varyant içinde kendini ifade etmiştir. Hakikat şudur ki; insanlığın en yeteneklisi olan sanatkârlar, insanoğlunun gelişimine ve aşama kaydetmesine katkıda bulunma gerekliliğini düşünerek eserler ortaya çıkarmış ve bu yolda yitip gitmişlerdir. Muhtemelen aciz olan kimseler adına ya da çeşitli yaşam koşulları altında kalarak ve bunu da bir misyon olarak düşünerek kendi kendilerini ifade etmekten alıkonulmuşlardır. Belki de onlar, çalışmalarıyla hayatın bize verdiği ancak çoğumuzun her an görüp anlayamadığından daha fazlasını görmek, söylemek ve hayatın karanlık yollarını az çok aydınlatmak istemişlerdir. Neyi yanlış, neyi doğru yaptığımız ve ne yapılıp, yapılmaması gerektiğini yalnızca böyle bir çalışmadan genelde bulup çıkarabiliriz. Belki bu çalışmalarda, resimlerde, oymalarda, şablonlarda, çizimlerde(ROÇŞ) ya da şimdiye kadar dünyanın en eski eserleri olan bu numunelerde; Bhimbetka ve Darakova- Chattan Cupules (MÖ 290-700.000) fig.1, Berekhat Ram Venüsü (MÖ 230-700.000) fig.2, Tan Tan Venüsü ( MÖ 290-700.000) fig.3, Blombos Mağara oymaları (MÖ 70.000) fig.4, Diepkloof Eggshell Oymaları (MÖ 60.000), La Ferrasi Mağarası Petrogligleri (MÖ 60.000), El Castillo Mağara resimleri - Kırmızı Disk (MÖ 39.000), Sulawesi Sanat Mağarası ( MÖ 37.000), Hohlenstein Stadel mağarasında bulunan Aslan Adam ( Lion Man) figürü (MÖ 38.000), Hohle Fels Venüsü (MÖ 38.000-33.000) insanlığın gerçek tarihi yatıyor ve sadece onlar sayesinde en azından o tarihin anlamını kavrayabiliyoruz. Geçmişi ya da günümüzü işlediğine bakmaksızın birçok eser, sanat olarak kabul edilmese de hala faydalı olabilir.

 

 

  

fig. 1. Fincan ve Menderes, Aşınmış bir kaya parçası üzerinde Petroglyph, Konferans salonu Mağarasında Bhimbetka, Madhya Prades, Hindistan (MÖ 290000-700000)

 

 

fig. 2. Berekhat Ram Venüsü MÖ 230.000-500.000 den kalma

 

 

fig. 3Tan Tan Venüsü MÖ 200.000-500.000

 

  

fig. 4. Blombos’ daki Kabartma Taşlardan biri. Yaklaşık olarak MÖ 70.000’lerden kalma...


Bu yüzden sanatın tüm tanımlarında söylenen; onun kökeninin çok eski olduğu, doğuş zamanının belirlenemez, insanlığın varoluşu kadar eski olduğudur. Muhtemelen sanat, insanın birikimini, düşünce ve hislerini ifade etmek için sanatsal bir haz ile çizip/ çalıp/ şarkı söylediğinde, daha sonra da enstrümanları uyumlu bir şekilde kullanmasıyla oluşmuştur. Sanat, toplumun yeni oluşumlarla içeriğini ve şeklini sürekli değiştirerek, kendi kendini geliştirmesidir. İnsanın güzelliğe olan ihtiyacının, kendi içinde içgüdüsel bir eğilimi vardır. Duygu ve düşünceleri, toplum içindeki kavramlardan ya da bilinen hayatın ortamlarından alıp daha uyumlu halde iletişim kurarak, mükemmel olan şekillerde bu ihtiyacı tatmin etmek ister.

Güzelliğin kavramı çok geniş ve karmaşıktır. Söylenilmesi gerekir ki güzel olan, sadece bir şekil ve içeriği kapsayamaz. Çirkin ise, hayat ve toplumdaki iletişimi esnasında nahoş ve hatta zararlı olandır. Zevk ve sevginin duygusu, sergilenenin sanatsal bir şekilde olmasına bağlıdır. Örneğin bu çalışmalar hayret verici ve özgün sanat eserleriyse ve eğer imajlar sanatsal yansımalarıyla verilmişse, insanoğlu korkunç bir gemi kazası, sel, deprem, yangın veya kanlı bir savaşın vb. tasvirlerini genelde zevk ve memnuniyetle okunacaktır. Ayrıca, böylesine korkunç sahneleri olan sanatkârın tuvali ilgi çekecektir

Bireysel sanatların esasına kaynak oluşturan öğelerin mükemmel kullanıldığı, fenomenlerin tutarlılık içinde yansıtılarak sanatkâr tarafından tasvir edildiği fenomenlere hayran kalmaz. Sanat,  sanat eserleri içerisindeki yazım, söz, insan sesi, doğal sesler ve ayrıca bir enstrüman üzerindeki renkler, hatlar, estetik ya da kabartmalı şekillendirmeleri, dans, hareket gibi oluşumları kapsar. Sanat eserleri izleyicilere, dinleyenlere, okuyanlara haz duygusuyla uyararak sanatsal zevk verir. Sanatkârlar bunları kullanıp dünya görüş ve vizyonlarını ifade ederek, insanlığın estetik zevkine, hazzın hissine ve hayranlığa sebep olurlar. Sanata ve sanatın hukukunun gelişimine gelecek olursak, esas olan sanattır ancak o, birbirinden farklı birleşenden oluşturulmadıysa, kendi kendine var olamaz. Bu birleşenlerden en belirgin ikisi ise sanatçı ve izleyicidir. Öyleyse oluşturulan bir kompozisyonun 3 parçası olduğunu anlayabiliriz. Bunlar: sanatkâr, eser ve toplumdur. Bu üçlü, bir estetik fenomen olarak ya da daha basitiyle güzelliğin görünüşü ve neticesi olarak adlandırılır. Bu fenomen genelde esasa işaret eden bu 3 şeyi gerektir. Sanat eserinin doğumu, uygulanması ve sonuçta güzel olarak görünen eserin sosyalliğidir. Bu karakteristik, öncelikle sanatın toplumla olan yakın ilişkisini gösterir ve onun rolü izleyenlerin aktif bir rol oynamasıyla güzelliğin insanlaşmasıdır. İnsanoğlu olmaksızın alınıp, özümsenecek hiçbir güzellik yoktur. İnsanoğlunun yarattığı olarak sanat eseri oluşturuluyorken, insan ona hayati önemde estetik ve kalite katar. Sanat eserinin dünyanın gözü önünde ifşa edilmesi zorunlu olarak gereklidir. O, insanoğlunun gözünün önünde olmasa ya da bir stüdyoya kapatılmış olsa ne kıymeti olurdu? Müzedeki resimler, birisi görüp zevkine varana kadar ölü nesnelerdir. Sanatkârın yarattığı eser, kamuoyundan gizlenmişse vazifesini yerine tamamen getirmemiş olur. Bu şekilde sanat, güzel veya çirkin olarak değerlendirilemez ancak hissiz olarak görülür çünkü izleyenin idraki için bir kıvılcım meydana getirmemiştir. Seyirciler ile haberleşme bir zorunluluktur ki bu yüzden, bir kimse yüzyıl boyunca sırf kendisi için eser oluşturup, hiçbir kimseye göstermemişse sanatkâr olamaz. Sanat, insanlar arasında yaşar ve yalnızca orada kendi değerini bulur. Çünkü her sanatsal ifadenin amacı aydınlatmak ve hatta karanlık yolları biraz da olsa alt etmektir. O yollar ki hayat bizim için çok sık olarak inşa etmiştir. Sanatkâr, öğrenip anladığımızdan daha fazlasını söyleyerek bu yolları aydınlatmaya çalışır. Neyi yapmış olup neyi kaçırdığımızı ve ne yapılıp ne yapılmaması gerektiğini yalnızca böylesine bir sanatsal ifadenin parçasından öğrenebiliriz.

Sanatkâr, kendi metotlarıyla kendi yolunda olan kimsedir. O, kendisi dışında olan nesneleri kullanarak güdülenir ve eserlerini oluşturur. Sanatkâr, hayal gücü kendine ne empoze ediyorsa onu kullanarak ilerleme kaydeder. Nesne ve konu, insan ve dünya onun çevresinde ve kendi içinde sanatla bir araya gelerek ayrılmaz bir parçası olur. Bu yolla yabancı kalmanın üstesinden sanat yoluyla gelinmesi ile ilgili konuşabiliriz. Sanat, hayat içinde olan tüm şeyleri kendine mal eder ve onların üstesinden gelerek onları başka, garip ve yabancı bir şey olarak gün yüzüne çıkarır. Aynı zamanda sanat yoluyla sosyal, ideolojik, psikolojik baskıları hafifletip düşünce ve hareketlerimizin sınırlamalarını da telafi ederiz. Bu yüzden sanat, engelleme ve taş kesilişe sonsuza kadar karşı koyarak, ilerlemenin anlamı halini alır. Sanat, insanoğlu ile olan ilişkisi içinde, doğanın bir parçası olarak, bir alan ya da dışta bir yerin görünümüdür. Bu görünüm güzellik duygusuna neden olmuşsa, insanlığın âlemine girilmiş olunsa da onun reaksiyonlarından arındırılmış, estetiksel bir deneyim olarak onun içine arındırılmıştır. Her nasıl olup da bu dış görünüş, tablo şeklinde veya bir manzara içerisinde görüldüğünde, insanın eseri ve yaratıcılığının ürünü ve bütünüyle yerkürenin güzelliği içinde halen yaşayanların konusu olarak insanoğlunu iki katına ulaştırır. Onun dış karakteristik yapısı, doğadan özümsenerek çıkarılmış ancak bazı kayıplara uğramıştır. Tecrübeyle sanatkârın deneyimi, seninki ve benim kişisel tecrübelerimle "Ruhun Devleti" haline gelmiştir ancak o hâlâ realistliktir çünkü biz hâlâ o manzaradan, ne kadar değiştiğini gözetmeksizin hoşlanmayı sürdürürüz. Fakat bize göre gerçekte var olan şeylerin, sanatların destekçisi ve dayanakları olması kâfi bir sonuçtur. Sanat, bir şekilde ya da başka şekilde el ile yapılma şekliyle ya da başka şekilde işlenebilir ancak o, daima dünyanın sanatsal hakikati olarak farklı tarz ve şekillerde hayat bulmaya devam eder. Buna rağmen, tahmin edilip değerinin ölçülmesine göre sanat, insanoğlunun hakikatinin onun hayatının konularını daha derinlemesine daldırdıkça daha da büyük olandır.

Neden "sanat" ve onun hakikati diğer tüm doğrulardan farklıdır ki basit bir hissin temeline dayanan, şehvetli ve somut bir varlığın gerçeğidir. Bu doğru mu? Sadece baştan sona bir muhakeme değil, insanın hayati önemde olan bir şey olarak inanmaya başlaması ve böylece sanat eserinin oluşumunu kabul etmesinde tüm varlığıyla katılımı, tecrübe, kültür ve duyarlılığı görülür. Her bir parçası hakikatin tanımını veren olguları sayabiliriz. Şimdi böylesine kusurlu bir tanımlamadan haberdar olduğumuzda daha fazla tanımlama oluşturmaya çalışacak mıyız?

Hep şu gerçeğe kulak vermişimdir ki; sanatın dünyası hakiki dünyanın topraklarında üretilir. Fakat sanatın kendisi aynı zamanda başka bir hakikattir. Sanatın gerçek dünyayla karşılaştırılan, bizim dünyamızı inşa etme gücü vardır fakat aynı zamanda dünyaya karşı koyan anlayışa sahip olması sebebiyle de gücü vardır. Genel olarak hayatın ne olduğunu anlatan tek bir tanım yapılmış mıdır? Aynı şekilde hiç kimse hayata hizmet eden ve ona hâkim olan sanatın ne olduğunu kesinlikle söylememiştir. Fakat insanlar vazgeçmez... Bir insan için, bilgisiz ve arzularına karşı doğmuş olması, yüzmesi, dayanması, var olması ve kimliğini taşıması gereken, varlığın okyanusu içine atılmış olmak anlamına gelir...

Kendi kendimize ölçüp tartamadığımız, beklenmedik ve tahmin edilemez hareketlerimizin ve ötekilerinin hareketlerinin baskısına karşı durmamız ve en önemlisi kendimizin düşünce ve eylemlerine katlanmamız gerekir. Ancak bu durumda temel mesajlarını insanlara ileten ve eserine ilham veren ruh önemlidir. Elbette bunun için bir reçete yoktur ve kuralları için de bir reçete yazılamaz. Herkes hislerini kendi gereksinimlerine göre ya da sonradan edinilmiş veyahut babadan miras kalmış tercihlerine, algılarına ve etkileyici olasılıkların gücüne göre ifade eder.

Sanatkârların her biri kendi eserleri içinde ahlaki sorumluluk taşırlar ve her birinin özgürce davranmasına izin verilmelidir. Bilinmelidir ki; sanat bir vizyon, bir rüya, hakikat ve realite, ayrıca da bir kurgudur. Çünkü insanlar yaratıcılıkları esnasında daima icat eder ve bu realitenin içine derince kök salmış bir kurgudur. İnsan hayatını yeniden oluşturan yaratıcılık, realite üzerine temellendirilmiştir ki tümüyle hayatı yaşamaya ve zahmete değer yapar. Ayrıca insan hayatı uçsuz bucaksız, sınırsız ve dipsiz olan bu realite üzerinde özgür ve geniş alanlar içinde hareket eder. Bu yüzden sanat, hem realite hem de fantezi dünyası içinde havaya yükselmektir. Başkaca ne anlama geldiğinden söz etmenin lüzumu yoktur.

Sonuç olarak günümüz sanatkârlarının şekil ve konusunu gözetmeksizin zamane insanlarına göstermiş oldukları, ne asla nefretle ne de ölüm saçan silahların tehditkâr sözleriyle sağırlaştırılacaktır diye temenni etmeye bence izin verilmiştir. Özgür insanlığın ruhunun canlılığı, genişliği ile rehber edinerek olabildiğince, mümkün olduğu kadar aşk ile yolculuk edecektir çünkü birileri ya da ötekiler insan ve insanlığa hizmet etmezse, sanatkâr ve eseri de herhangi bir maksada hizmet etmez.

 

Makale: Mr. Sci. In History of Art, Prof. Dr. Gjeraqina Ukshini

Tercüme: Özcan Karabacak

 

 

 

  • Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

    Yorum Bulunamadı...
    İlk yorum yapan siz olun.

    YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

    © 2015 insanvesanat.com Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.   İletişim  |   Künye  |   Reklam  |   Hukuki Şartlar  |   Gizlilik  |   Yardım

    Oscar Medya