Ney`in Esrarı
Ender Doğan - 12 Mart 2015 Perşembe

Benim bu benliğim benden değil O Şâh'dan olmuştur

Sudaki Ayı gör dikkatle bak ki mâh'dan olmuştur.

Ney, Farsça'daki Nay kelimesinin muhaffefidir, Muhammed isminin Mehmed olarak söylenmesi gibi, tevazu daha isminde başlar ki Ney bütünüyle tevazuun, alçak gönüllülüğün sembolü olmuştur. Nay kelimesi Farsça'da olumsuzluk anlamı bildiren ‘yok' manasına gelir. Bu yönüyle hem kelime ve hem de Sûfi ıstılahındaki karşılığı anlamca mütenasiptir.  Fena erbâbı da kendi varlıklarından soyunup, bütünüyle yok oldukları için onlara ‘Nay' denilmiştir.

"Kendini yok bil, kemal ancak budur,
O'nda yok ol, kavuşmak işte budur!.."

Fenâ makamları, farklı mertebelerde değişik özellikler taşır. Halkın fenası, Zühd ehlinin fenası, Aşıkların fenası, ehl-i Hakikatin fenası başka başkadır. Bazısı dünya lezzetlerini yok sayıp ahiretin yüksek derecelerini ister, bazısı dünya ve ahiret nimetlerini yok sayıp yalnız Allah ile olmak ister. Hakikat ehlinin fenası ise, fena fiilleri, sıfatları ve özünü gerçek mahbubun fiilleri, sıfatları ve zatında yok etmektir.

 İnsani hevesler, lezzetler ve nefsin istekleri bütünüyle yok olmalı ki ilahi varlık denizine dalıp ‘Allahın ahlakı ile ahlaklanınız' emr-ü fermânı'nın sırrına mazhar olunabilsin.

Salik için fenafillah makamı Cenab-ı Rabbul aleminin bir ihsanıdır, bir lutf-i ilahidir ki  Zat-ı Hakiki'nin muhabbeti taşmadıkça bu devlete ulaşmak muhaldir.'Allah birşeyi istemedikçe siz isteyemezsiniz.'

Fuzuli'nin dediği gibi....

‘Aşk odu evvel düşer mâşûka andan âşıka'

Seyr-i süluk içinde Fenafillah makamında yaşanan bir hal ‘Fena ender fena' basamağına çıkan zatlara yok olmaları hasebiyle Nay denir, bu da Nay kelimesinin yok olma anlamıyla örtüşmektedir. Yine Fena ve Beka vasıflarını haiz erenlere, özü yönüyle Nay denir.

Çünkü bunlar kendi varlığından bütünüyle boşalmıştır. İçi, kin, nefret, buğz, haset ve bencillikten temizlenmiş nefsin heveslerinden arınmıştır. Kendilerinde zuhura gelen kemâlât, Allah'ın ahlakıdır ve yansımadan başka bir şey değildir. Nay'ın da içi boştur, her türlü pürüzden temizlenmiştir çıkardığı nağmeler kendisinin değil neyzenindir.  Bu benzerlikten dolayı Aşıkların Sultanı Hz. Mevlana (k.s), Mesnevi-i Şeriflerinin başında kendisi ve emsali olan zatlara ‘Nây' adını takar ve der ki;

Dinle Neyden hikâyet etmektedir

Ayrılıklardan şikâyet etmektedir.

Ney; yüce yaratıcı ile vahdet halinde bulunduğu Neyistandan ayrı düştüğü için şikayetlenmekte ve bu ayrılık acılarını hüznengiz nağmesiyle hikaye etmektedir. Kainatta zerreden kürreye bütün mevcudât, azim bir mûsika-i zikriye ile bu feryâda  iştirâk etmektedir.

Nay daim neyzenin nefesinden dem vurur, onun elem dolu inleyişi neyzeni anlatır, özü kuru bir kamıştır kendisinden ses seda çıkmaz. Ancak neyzenin nefesiyle hayat bulur ve nağme eder. İnsanın ilim, irfan, şevk, muhabbet gibi hassaları da Rabbin üflediği ruhtandır. O üfleme bittiği an insanda ne idrak ve hareket, ne kemâl ve ne de mârifet kalır, tıpkı kamış parçası gibi.

Lisan-ı haliyle öyle demiyor mu?  "Ben dostumun dudağıyla birleştiğimde ne olduğumu anlarsın, beni bilmeyenler bir kamış parçası diye kenara atıverirler....

Dostumun dudağı ile çift olmuşum, söylemeye kudretim yok, o ne söylerse odur benden zuhur eden..."

‘Mü'minin kalbi Rahmanın iki parmağı arasındadır.

Hâfız-ı Şirazi bir gazelinde: "Bir bülbül gördüm, gül yaprağını gagasında tutmuştu. Hazîn hazîn ötüyordu. Ayn-ı visâlde, yâni, gül yaprağı gaganda iken feryâd etmene sebeb ne? diye sordum. Mâşukun cilvesi bize böyle yaptırıyor cevâbını verdi."

            İşte erbâb-ı vüsûlün şikâyet-âmiz hikâyede bulunmaları, uzak bir teşbîh ile, gül yaprağını gagasında tutan bülbülün feryâdı gibidir.

            Ney, şu sûretle şikâyet-âmiz hikâyelerde bulunur :                                     

Hâl- âşinâ olanlar, ondan çıkan müessir sesden, ayrılık şekvâsı ve hüzün sadâsı duyarlar.

Aşina olmayanlar dahi bir miktar zevk alırlar.

Şurası bir hakikattir ki ; Bu derûni tefekkür, ancak bu esrâra vâkıf olan ve bu lezzetleri tadan bir sultana aittir. Öyleyse bu vasıflarla donanmış kâmil insan, niçin bu halden şikayetlensin?

Allah'a vasıl olduktan sonra bu ayrılığı hikaye etme ve hicrandan şikâyet etmenin anlamı nedir?. Hem kavuşmuş hem şikayet ediyor...

Mesnevi Şârihleri bu husûsu şöyle açıklar: İnsan bu zevki şuhud ederken, Dünya denilen şehadet alemindedir. Kemâl sahibi de olsa göçmedikçe vücudu vardır, vücut var oldukça tam bir kavuşma mümkün değildir. Bunun için vuslata ermişler ayrılıktan şikayet ederler. Başka bir izaha göre de, kâmil insanın şikâyeti ve ayrılıklardan hikâyeti kendisi için değildir, gaflettekileri uyarmak içindir. Teşvik ve tavsiyelerde bulunurlar, kendilerini aşağı gösterirler. Ehlullah'ın tavrı budur.

Muhabbetle... Ender Doğan

 

  • Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

    Yorum Bulunamadı...
    İlk yorum yapan siz olun.

    YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

    © 2015 insanvesanat.com Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.   İletişim  |   Künye  |   Reklam  |   Hukuki Şartlar  |   Gizlilik  |   Yardım

    Oscar Medya